5549 sayılı Kanun m. 17/2 ile CMK m. 128'i, MASAK raporu olmaksızın taşınmaz, hak ve alacaklara elkoyma tedbiri açısından karşılaştırınız. 5549 sayılı Kanun'da öngörülen 'üç ay içinde raporun alınamaması halinde kararın hükümsüz kalması' şeklindeki açık yaptırımın, CMK m. 128'de bulunmamasının, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden bu ağır koruma tedbirinin uygulanmasında ne gibi farklılıklara yol açtığını ve bu durumun hukuki güvenceler açısından nasıl değerlendirilebileceğini izah ediniz.
CMK m. 128, taşınmaz, hak ve alacaklara elkoyma gibi mülkiyet hakkına ağır bir müdahale teşkil eden tedbir için, kural olarak ilgili kurumdan (örneğin MASAK) 'bu malvarlığı değerlerinin suçtan elde edildiğine veya suçla bağlantılı olduğuna dair rapor alınmasını' bir önşart olarak düzenler. Bu, tedbirin keyfi uygulanmasını önleyen önemli bir güvencedir. 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'un 17. maddesi ise aklama ve terörizmin finansmanı gibi suçların doğası gereği, delillerin hızla yok edilebileceği ihtimalini gözeterek bir istisna getirir. Bu istisnaya göre, 'gecikmesinde sakınca bulunan hallerde' Cumhuriyet savcısı, MASAK raporu olmaksızın elkoyma kararı verebilir ve bu karar hâkim onayına sunulur. İki düzenleme arasındaki en temel fark yaptırımdadır: 5549 S.K. m. 17/2'ye göre, rapor olmaksızın yapılan elkoyma sonrasında, MASAK raporunun 'üç ay içinde' dosyaya sunulması zorunludur. Eğer bu süre içinde rapor gelmezse, elkoyma kararı kendiliğinden 'hükümsüz kalır'. Bu, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin süresini sınırlayan çok güçlü ve açık bir hukuki güvencedir. Buna karşılık, CMK m. 128'de rapor alınması için öngörülen sürelerin (üç ay + iki ay ek süre) aşılması durumunda elkoyma kararının kendiliğinden kalkacağına dair açık bir yaptırım yoktur. Bu durum, CMK m. 128 kapsamındaki elkoymaların, raporların gecikmesi nedeniyle belirsiz bir süre uzamasına yol açabilir ve bu da mülkiyet hakkı açısından daha zayıf bir güvence sunar. 5549 sayılı Kanun'daki düzenleme, istisnai bir yetkiyi, yine istisnai ve kesin bir süre ve yaptırımla dengeleyerek hukuki güvenlik ilkesine daha uygun bir model sunmaktadır.