TCK m. 336'da düzenlenen 'Yasaklanan Bilgileri Açıklama Suçu'nun oluşabilmesi için bilginin hem 'yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı' hem de 'niteliği bakımından gizli kalması gereken' bir bilgi olması gerekmektedir. Bu iki şartın bir arada bulunma zorunluluğunu hukuki olarak yorumlayınız. Bir bilginin sadece idari bir kararla 'gizli' olarak tasnif edilmesi, TCK m. 336'nın uygulanması için yeterli midir?
TCK m. 336, suçun oluşumu için iki kümülatif (birlikte bulunması gereken) şart öngörmüştür. Birincisi, şekli şarttır: Bilginin açıklanmasının yetkili bir makam tarafından, kanuna veya kanuna dayalı bir düzenleyici işleme (yönetmelik, kararname vb.) istinaden yasaklanmış olması gerekir. İkincisi ise, maddi şarttır: Bilginin kendi doğası, yani 'niteliği' gereği gizli kalması gereken bir içeriğe sahip olmasıdır. Bu, devletin güvenliği, milli savunma, dış ilişkiler gibi üst düzey menfaatlerle ilgili bir bilgi olması anlamına gelir. Sadece idari bir kararla veya bir kurumun kendi iç yönergesiyle bir bilgiye 'gizli' damgası vurulması, TCK m. 336'nın uygulanması için tek başına yeterli değildir. Mahkeme, bu idari tasnifin ötesine geçerek, bilginin gerçekten 'niteliği bakımından' gizli kalması gereken bir sır olup olmadığını ayrıca değerlendirmek zorundadır. Eğer bilgi, niteliği itibarıyla kamunun bilmesinde yarar olan veya devlet sırrı niteliği taşımayan bir bilgi ise, idari olarak 'gizli' kabul edilse bile açıklanması TCK m. 336 kapsamına girmez. Bu ikili şart, idarenin keyfi olarak her bilgiyi 'gizli' ilan ederek ifade ve basın özgürlüğünü kısıtlamasının önüne geçmek ve suçun kapsamını daraltarak kanunilik ilkesini güvence altına almak için getirilmiş önemli bir hukuki güvencedir.