Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2007/6001 E., 2008/4840 K. sayılı kararında, istinabe yoluyla dinlenen tanığa yemin verilmemesi bozma nedeni sayılmıştır. İstinabe usulünde yemin verme yükümlülüğü hangi mahkemeye aittir? İstinabe talep eden mahkeme mi, yoksa istinabe olunan (tanığı dinleyen) mahkeme mi bu usuli işlemi yerine getirmelidir? Bu yükümlülüğün ihlalinin, delilin sıhhatine ve hükme etkisini CMK m. 54 ve m. 180 çerçevesinde tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #331089

İstinabe (CMK m. 180), bir mahkemenin kendi yargı çevresi dışındaki bir usuli işlemi, o yerdeki mahkemeye yaptırmasıdır. Tanığın dinlenmesi talebiyle yapılan istinabede, tanığı bizzat dinleyen ve sorgulayan mahkeme, istinabe olunan mahkemedir. CMK m. 54 uyarınca tanıklara yemin ettirme yükümlülüğü, tanığı 'dinleyen' makama aittir. Dolayısıyla, istinabe durumunda yemini yaptırma yükümlülüğü, tanığı fiilen dinleyen istinabe olunan mahkemededir. İstinabe talep eden mahkeme, talimatında yeminin yaptırılmasını ayrıca belirtmese bile, bu, istinabe olunan mahkemenin kanuni bir görevidir. Yargıtay'ın ilgili kararı da bu görüşü desteklemektedir. Yemin verilmemesi, tanık beyanının kanunun aradığı usuli güvencelerden yoksun olarak alındığı anlamına gelir. Bu durum, beyanın delil değerini doğrudan etkiler. Yemin, tanığı doğruyu söylemeye teşvik eden ve yalan beyanın sonuçları konusunda uyaran önemli bir mekanizmadır. Bu mekanizmanın işletilmemesi, özellikle hükmün esasını etkileyen bir tanık beyanı söz konusuysa, adil yargılanma hakkını zedeleyebilir ve Yargıtay kararında olduğu gibi hükmün bozulmasına yol açan esaslı bir usul hatası olarak kabul edilir.