Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2006/9887 E., 2007/1261 K. sayılı kararında, polisin yemin verdirerek tanık dinleme yetkisi olmadığı için TCK m. 286'daki yalan tanıklık suçunun poliste verilen ifadede oluşmayacağı belirtilmiştir. Bu kararı, CMK m. 54/2 ve yalan tanıklık (TCK m. 272) ile yalancı tanık tedarik etme (eski TCK m. 291) suçlarının unsurları açısından analiz ediniz. Kollukta verilen çelişkili veya yalan beyanların ceza hukuku açısından ne gibi sonuçları olabilir?
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin kararı, yalan tanıklık suçunun maddi unsurunun temel bir yönünü aydınlatmaktadır. TCK m. 272'de düzenlenen yalan tanıklık suçu, 'hukuken tanık olarak dinlenmesi gereken bir kimsenin, yeminli veya yeminsiz olarak, yetkili bir merci önünde gerçeğe aykırı beyanda bulunması' ile oluşur. Yargıtay, bu 'yetkili merci' kavramını yemin verme yetkisiyle ilişkilendirmiştir. CMK m. 54/2'ye göre yemin verme yetkisi savcı ve hâkime aittir; kolluğun böyle bir yetkisi yoktur. Bu nedenle, kolluk önünde verilen ifade, yalan tanıklık suçunun konusunu oluşturmaz. Kollukta verilen yalan beyan, doğrudan yalan tanıklık suçunu oluşturmasa da, başka suçların unsuru olabilir. Örneğin, kişi bu beyanıyla bir suçu gizlemeye veya suçu üstlenmeye çalışıyorsa 'suçluyu kayırma' (TCK m. 283) veya 'suçu üstlenme' (TCK m. 270) suçları gündeme gelebilir. Ayrıca, bu yalan beyan bir iftira niteliğindeyse, 'iftira' suçu (TCK m. 267) oluşabilir. Dolayısıyla, kollukta verilen yalan beyan TCK m. 272 kapsamında cezalandırılmasa da, içeriğine ve amacına göre ceza hukukunun diğer normları altında sorumluluk doğurabilir.