CMK m. 54 gerekçesinde, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının tanığa yemin vermesinin 'ayrık hâllerde olası' olduğu ve bunun 'doğrudan doğruyalık' ilkesine bir istisna teşkil ettiği belirtilmiştir. Bu 'ayrık hâller' neler olabilir ve savcının bu yetkiyi kullanması ile istinabe yoluyla tanık dinlenmesi arasındaki farkları ve benzerlikleri, ceza muhakemesinin temel ilkeleri (özellikle doğrudan doğruyalık ve silahların eşitliği) bağlamında tartışınız.
CMK m. 54 gerekçesi, savcının yeminli tanık dinlemesini 'hastalık gibi bir nedenle tanığın duruşmada bulunamayacağının anlaşıldığı' hallerle örneklendirerek, bunun istisnai olduğunu belirtir. Bu 'ayrık haller', tanığın ileride duruşmada dinlenme imkanının ortadan kalkması tehlikesinin bulunduğu durumlar olarak yorumlanmalıdır. Örneğin, tanığın yurt dışına kalıcı olarak çıkacak olması, ağır ve ilerleyici bir hastalığının bulunması gibi durumlar bu kapsama girebilir. İstinabe (CMK m. 180) ise, bir mahkemenin kendi yargı çevresi dışında bulunan bir tanığı, o yerdeki mahkeme aracılığıyla dinletmesidir. Her ikisi de 'doğrudan doğruyalık' (delillerin hükmü verecek mahkeme tarafından doğrudan incelenmesi) ilkesine istisnadır. Benzerlikleri, her iki usulde de tanığın hükmü verecek olan hâkim tarafından bizzat dinlenmemesidir. Farkları ise; istinabede tanığı dinleyen yine bir hâkimdir ve bu genellikle kovuşturma aşamasında gerçekleşir. Savcının yeminli tanık dinlemesi ise soruşturma evresinde ve bir iddia makamı mensubu tarafından yapılır. Bu durum, 'silahların eşitliği' ilkesi açısından tartışma yaratabilir. Zira iddia makamı, savunma tarafının bulunmadığı bir ortamda, yeminin getirdiği psikolojik baskı altında bir tanığı dinleyerek delil elde etmiş olur. Bu nedenle, savcının bu yetkiyi kullanması dar yorumlanmalı ve savunma tarafının haklarının korunması için ek güvenceler (örneğin müdafiin hazır bulunma hakkı) düşünülmelidir.