Ceza muhakemesinde, yemin ettirilmeden beyanı alınan bir tanığın ifadesine dayanılarak verilen mahkumiyet hükmü, Yargıtay tarafından 'kanuna aykırı' bulunarak bozulmaktadır. Bu bozma kararının hukuki dayanağı, delilin 'hukuka aykırı yöntemle elde edilmesi' midir, yoksa yargılamanın 'usulüne uygun yapılmaması' mıdır?
Bu durum, her ikisiyle de yakından ilişkilidir, ancak temel olarak yargılamanın 'usulüne uygun yapılmaması'ndan kaynaklanan bir bozma sebebidir. CMK m. 54, tanık dinleme usulünün bir parçasını oluşturur. Tanığa yemin ettirilmemesi, bu usul kuralının ihlali anlamına gelir. Bu usule aykırı şekilde elde edilen tanık beyanı, hukuken 'geçerli bir tanık beyanı' olarak kabul edilemez. Dolayısıyla, delilin kendisi değil ama elde edilme ve yargılamada kullanılma süreci hukuka aykırı hale gelmektedir. Yargıtay'ın bu durumu 'usule aykırılık' (Yargıtay 1. CD 2008/4840) veya 'CMK'ya muhalefet' (Yargıtay 1. CD 2014/848) olarak nitelemesi, bunun temel bir yargılama kuralının ihlali olduğunu ve adil yargılanma hakkını zedelediğini göstermektedir. Sonuç olarak, usule aykırılık, delilin hukuka aykırılığına yol açmaktadır.