Bir ceza davasında, sanığın suçu işlediğine dair tek delil, başka bir dosyada tanık olarak dinlenen bir kişinin beyanıdır. Bu tanık, asıl davada dinlenmemiştir. Mahkeme, sadece bu tanığın diğer dosyadaki beyanına dayanarak mahkumiyet hükmü kurabilir mi?
Hayır, kuramaz. Bu durum, ceza muhakemesinin en temel ilkelerinden olan 'doğrudanlık (vasıtasızlık)' ve 'yüz yüzelik' ilkelerine aykırıdır. Doğrudanlık ilkesi, mahkemenin, kararını dayandıracağı delillerle doğrudan doğruya, arada bir vasıta olmadan temas kurmasını gerektirir. Tanık delili söz konusu olduğunda bu, tanığın bizzat mahkeme huzurunda, duruşmada dinlenmesi anlamına gelir. Yüz yüzelik ilkesi ise, sanığa ve müdafiine, aleyhindeki delilleri (tanık dahil) sorgulama, onlara soru sorma ve delilin güvenilirliğini tartışma imkanı verilmesini zorunlu kılar. Başka bir dosyadaki tanık beyanının sadece tutanak üzerinden okunarak hükme esas alınması, bu temel hakları ihlal eder. Mahkemenin, o tanığı usulüne uygun olarak kendi duruşmasına çağırması, sanık ve vekillerinin de hazır bulunduğu bir ortamda dinlemesi ve çapraz sorguya tabi tutulmasını sağlaması gerekir. Bu yapılmadan, sadece başka bir dosyadan alınan beyana dayalı mahkumiyet, Yargıtay tarafından mutlak bir bozma nedeni olarak kabul edilir.