Cesedin bulunamadığı bir olayda, sanığın olayı tüm detaylarıyla anlatan ve maddi gerçekle uyumlu görünen bir ikrarı mevcuttur. Ancak sanık cesedi attığını söylediği yerde yapılan tüm aramalara rağmen ceset bulunamamıştır. Bu durum, tek başına sanığın ikrarının güvenilirliğini ortadan kaldırır mı? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımı nasıldır?
Hayır, tek başına ikrarın güvenilirliğini mutlak olarak ortadan kaldırmaz. Mahkemenin, cesedin neden bulunamadığına dair makul ve mantıklı bir açıklama getirmesi gerekir. Sen.av.tr'deki makalede atıf yapılan Yargıtay ve mahkeme kararlarına göre, bu durumun makul açıklamaları olabilir: - **Zaman Faktörü:** Olayın üzerinden çok uzun bir süre geçmiş olması (örneğin 8,5 yıl veya 13 yıl gibi), cesedin doğal etkenlerle (vahşi hayvanlar, iklim koşulları vb.) tamamen yok olmasına neden olabilir. - **Cesedin Yok Edilme Şekli:** Sanığın cesedi küçük parçalara ayırarak farklı yerlere attığını veya kimyasal maddelerle yok ettiğini belirtmesi gibi durumlar, cesedin bulunamamasını açıklayabilir. - **Arama Yapılan Yerin Koşulları:** Cesedin atıldığı iddia edilen yerin sarp, ormanlık veya bulunması zor bir arazi olması. - **Sanığın Hafızası:** Yargıtay'ın bir kararında belirttiği gibi, sanığın olayı alkol veya sis gibi etkenler altında yaşaması ve yeri tam hatırlayamaması da bir gerekçe olabilir. Eğer mahkeme, bu gibi makul bir gerekçeyle cesedin bulunamamasını açıklayabiliyor ve sanığın ikrarı dosyadaki diğer yan delillerle (husumet, tanık beyanları, HTS kayıtları vb.) tutarlı ise, ceset bulunamasa dahi bu ikrara dayanarak mahkumiyet hükmü kurabilir.