HMK m. 2'nin gerekçesinde, sulh-asliye hukuk ayrımının kaldırılmasıyla yargılamanın basitleştirilmesi ve hızlandırılması hedeflenirken, aynı zamanda 'şahıs varlığına ilişkin davalarda' Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu kuralının muhafaza edilmesinin nedeni nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #328221

Bunun nedeni, şahıs varlığına ilişkin davaların zaten tarihsel olarak ve kural olarak Asliye Hukuk Mahkemelerinin görev alanında olması ve bu konuda miktar veya değere dayalı bir ayrımın hiç var olmamasıdır. Şahıs varlığı hakları (örneğin, kişilik hakları, isim hakkı, manevi varlıklar) para ile ölçülebilen nitelikte olmadığından, bu davalarda sulh-asliye ayrımını gerektirecek bir 'dava değeri' veya 'miktar' kriteri bulunmamaktadır. Bu davaların niteliği, genellikle daha kapsamlı bir inceleme ve değerlendirme gerektirir ki bu da Asliye Hukuk Mahkemelerinin yapısına daha uygundur. Dolayısıyla, HMK'nın yaptığı değişiklik, malvarlığı haklarına ilişkin davalardaki 'miktara dayalı' ve sorunlu olan ayrımı ortadan kaldırmaya yöneliktir. Şahıs varlığı davalarındaki görev kuralı sorunlu olmadığı için, kanun koyucu bu yerleşik ve sorunsuz uygulamayı aynen korumuştur (HMK Madde 2 Gerekçesi).