'Cesetsiz cinayet' davalarında mahkemelerin 'hayatın olağan akışına aykırılık' kriterine dayanarak delil boşluklarını doldurmaya çalışmasının temel riski nedir?
Bu kriterin temel riski, somut delillere dayanması gereken ceza yargılamasını, varsayımlara ve genel geçer kabullere dayalı bir sürece dönüştürerek 'masumiyet karinesi'ni ve 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesini ihlal etmesidir. 'Hayatın olağan akışı' sübjektif ve yoruma açık bir kavramdır. Örneğin, bir kişinin uzun süre yakınlarıyla iletişim kurmaması, bazıları için kesin bir ölüm işaretiyken, başkaları için kişinin kendi tercihiyle yeni bir hayata başlamış olabileceğinin bir göstergesi olabilir. Ermenek Ağır Ceza Mahkemesi kararında, delil bulunamamasının 'hayatın olağan akışına aykırı olmadığı' şeklindeki gerekçe, aslında bir delil boşluğunu doldurmak için kullanılmıştır. Ceza hukukunda, bir sanığın mahkumiyeti için 'hayatın olağan akışına göre başka türlü olamazdı' şeklindeki bir çıkarım yeterli değildir. Suçun işlendiğinin ve sanık tarafından işlendiğinin, her türlü şüpheyi ortadan kaldıracak somut, maddi delillerle ispatlanması zorunludur. Aksi takdirde, ihtimallere dayalı ve adli hata riski çok yüksek kararlar verilmiş olur (sen.av.tr, 'cesetsiz cinayet' makalesi).