Cesedin bulunamadığı bir olayda, sanığın soruşturma aşamasında avukatı huzurunda verdiği, olayı detaylıca anlatan ve suçu kabul eden ikrarından, kovuşturma aşamasında dönmesi durumunda, mahkeme sadece soruşturmadaki ikrara dayanarak mahkumiyet hükmü kurabilir mi? Bu durumun hukuki sakıncaları nelerdir?
Mahkemenin sadece soruşturmadaki ikrara dayanarak mahkumiyet hükmü kurması son derece sakıncalıdır ve 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesine aykırı olabilir. Her ne kadar CMK m. 148'deki yasak usullerle alınmamış ve avukat huzurunda verilmiş ikrar önemli bir delil olsa da, tek başına mahkumiyet için yeterli görülmemelidir. Bunun hukuki sakıncaları şunlardır: 1. **Doğrudanlık İlkesinin İhlali:** Ceza muhakemesinde esas olan, delillerin mahkeme huzurunda, duruşmada tartışılmasıdır. Sanığın duruşmada inkar ettiği bir beyana, duruşma dışı elde edildiği için daha az değer atfedilmesi gerekir. 2. **İkrarın Güvenilirliği Sorunu:** Sanık, soruşturma aşamasında çeşitli nedenlerle (baskı, yanlış yönlendirme, suçu başkasının üzerinden alma vb.) gerçeğe aykırı ikrarda bulunmuş olabilir. Kovuşturmada bu ikrardan dönmesi, ikrarın güvenilirliği konusunda ciddi bir şüphe yaratır. 3. **Yan Delillerle Desteklenme Zorunluluğu:** Özellikle cesetsiz cinayet gibi ispatı zor davalarda, ikrarın mutlaka maddi delillerle (olay yeri bulguları, tanık beyanları, HTS kayıtları, kriminal raporlar vb.) desteklenmesi gerekir. Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin sanıkların sonradan döndükleri ikrarları yeterli görmeyerek beraat kararı vermesi (sen.av.tr makalesinde bahsedilen olay), bu ilkenin bir yansımasıdır. Desteklenmeyen ve sonradan dönülen bir ikrara dayalı mahkumiyet, adli hata riskini son derece artırır.