Marka hakkına tecavüz nedeniyle açılan bir tazminat davasında, davalının eylemlerinin ağırlığı ve davacı markasının tanınmışlığı, maddi tazminatın belirlenmesinde nasıl bir rol oynar? Özellikle davalının elde ettiği kazancın tespiti mümkün değilse mahkeme nasıl bir yol izler?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #326467

Marka hakkına tecavüz nedeniyle açılan tazminat davalarında, davalının eylemlerinin ağırlığı (ihlal süresi, kapsamı, kasıt derecesi) ve davacı markasının 'tanınmışlığı', hem maddi hem de manevi tazminat miktarının belirlenmesinde önemli kriterlerdir. Tanınmış bir markanın uğradığı itibar kaybı ve zarar daha büyük kabul edilir. Maddi tazminat taleplerinde, davacı genellikle davalının tecavüz yoluyla elde ettiği kazancın kendisine ödenmesini talep eder. Ancak, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/151 sayılı kararında da belirtildiği gibi, yargılama sırasında davalının ürünler üzerinden ne kadar kâr elde ettiğinin tam olarak tespiti mümkün olmayabilir. Bu durumda, Borçlar Kanunu'nun (eski BK m. 42, yeni TBK m. 50) hakime tanıdığı yetki devreye girer. Hakim, zararın miktarını tam olarak ispat etmek mümkün olmadığında, olayın normal akışını ve davalının aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararı 'hakkaniyete uygun' bir şekilde takdir eder. Kararda, davalının eylemlerinin ağırlığı ve davacı markasının tanınmışlığı gözetilerek, mahkemenin takdiren belirlediği 10.000 TL maddi tazminatın yerinde olduğu kabul edilmiştir.