AİHM içtihatları ışığında, hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delillerin ceza yargılamasında kullanılıp kullanılamayacağı konusunda Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2013/17549 sayılı kararındaki çoğunluk ve karşı oy görüşlerini 'ölçülülük ilkesi' ekseninde karşılaştırınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #326367

Yargıtay 7. CD'nin 2013/17549 sayılı kararında, hukuka aykırı delillerin kullanımı konusunda AİHM içtihatlarına dayanan bir tartışma yaşanmıştır. **Çoğunluk Görüşü (Ölçülülük İlkesinin Uygulanması):** Çoğunluk, AİHM'nin kabul ettiği 'ölçülülük ilkesi'ni benimsemiştir. Bu görüşe göre, sanığın haklarının ihlal edilmesi ile suçun topluma verdiği zarar karşılaştırılmalıdır. Eğer sanığın topluma verdiği zarar (örneğin, insan sağlığına zararlı kaçak parfüm satmak) daha ağır basıyorsa, hukuka aykırı elde edilen delil yargılamada kullanılabilir. Çoğunluk, insan sağlığı ve yaşam hakkının diğer haklardan üstün olduğunu, bu nedenle somut olaydaki hukuka aykırı arama ile elde edilen delilin kullanılmasında bir sakınca olmadığını savunmuştur. **Karşı Oy Görüşü (Mutlak Delil Yasağı):** Karşı oy, Türk hukuk sisteminin Anayasa m. 38/6 ve CMK m. 217/2 ile 'mutlak delil yasağı'nı benimsediğini savunur. Bu görüşe göre, delilin elde edilişindeki hukuka aykırılık 'basit' veya 'ağır' olarak ayrılamaz ve ölçülülük ilkesi uygulanarak hukuka aykırı bir delil meşrulaştırılamaz. Karşı oya göre, rıza ile yapılan arama dahi kanuni dayanağı olmadığı için hukuka aykırıdır ve bu yolla elde edilen delil, suç ne olursa olsun, hükme esas alınamaz. Aksi takdirde, Anayasa ve CMK'daki açık hükümler işlevsiz kalacaktır. Karşı oy, AİHM'nin bu konuyu ulusal hukuklara bıraktığını ve Türk hukukunun bu konuda mutlak bir yasak getirdiğini vurgulamıştır.