Manevi tazminatın bölünmezliği ilkesi ile maddi tazminat davalarında uygulanan 'kısmi dava' veya 'belirsiz alacak davası' kurumları arasındaki temel fark nedir?
İki kurum arasındaki temel fark, talebin konusunun niteliğinden kaynaklanır. Maddi zarar (kazanç kaybı, tedavi gideri vb.), genellikle hesaplanabilir, bölünebilir ve zamanla artabilir niteliktedir. Bu nedenle hukukumuzda, davacının dava açarken zararının tamamını bilemediği durumlarda 'belirsiz alacak davası' açmasına veya bildiği bir kısım için 'kısmi dava' açarak fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmasına imkan tanınmıştır. Manevi zarar ise, kişinin duyduğu elem ve ızdırap olup, doğası gereği 'bölünemez' bir bütündür. Bir olaydan kaynaklanan acı, tek ve bütündür; 'bir kısmını şimdi, bir kısmını sonra isteyeyim' şeklinde parçalara ayrılamaz. Yargıtay'ın 'manevi tazminatın bölünmezliği' ilkesi (Bkz: Y.21.HD - K.2017/1618), bu niteliğe dayanır. Bu nedenle, manevi tazminat davasında, talep edilecek tüm miktar dava dilekçesinde belirtilmeli, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi dava açılamaz. Bu, iki tazminat türünün doğasındaki temel farkın usul hukukuna bir yansımasıdır.