Manevi tazminatın belirlenmesinde, tarafların 'sosyal ve ekonomik durumlarının' dikkate alınmasının temel felsefesi nedir? Bu kriter, Anayasa'nın eşitlik ilkesiyle çelişir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #325899

Bu kriterin temel felsefesi, manevi tazminatın 'tatmin' ve 'caydırıcılık' fonksiyonlarını yerine getirebilmesini sağlamaktır. Hükmedilecek paranın, zarar gören için bir 'tatmin' hissi yaratabilmesi, onun ekonomik durumuyla orantılı olmasına bağlıdır. Çok zengin bir kişi için küçük bir miktar bir anlam ifade etmezken, dar gelirli biri için aynı miktar önemli bir tatmin sağlayabilir. Aynı şekilde, tazminatın 'caydırıcı' olabilmesi için, tazminat sorumlusunun ekonomik gücüne göre 'hissedilir' bir miktar olması gerekir. Çok zengin bir şirket için küçük bir tazminat hiçbir caydırıcılık taşımazken, dar gelirli bir kişi için aynı miktar iflas anlamına gelebilir. Bu durum, Anayasa'nın eşitlik ilkesiyle çelişmez. Çünkü burada amaç, herkese aynı miktarda tazminat vermek değil, herkeste 'aynı etkiyi' yaratacak, hakkaniyete uygun bir miktar belirlemektir. Bu, 'nispi eşitlik' veya 'hakkaniyet' ilkesinin bir yansımasıdır. (Bkz: HGK -K.2021/1760)