Haksız fiil nedeniyle açılan bir manevi tazminat davasında, Yargıtay'ın 'tarafların kusur oranı' kriterini dikkate alması, manevi tazminatın hukuki niteliği açısından ne ifade etmektedir?
Manevi tazminatın amacı, para ile ölçülemeyen bir zararı (elem, ızdırap) bir nebze olsun dindirmektir. Ancak, bu tazminatın miktarının belirlenmesinde 'tarafların kusur oranı'nın dikkate alınması, onun sadece bir 'tatmin aracı' olmadığını, aynı zamanda bir 'adalet ve hakkaniyet' dengelemesi olduğunu gösterir. Kusur, tazminat borcunun kaynağıdır. Borçlar Kanunu m. 51 ve 52, hakimin tazminat miktarını belirlerken kusurun ağırlığını ve halin icabını dikkate alacağını belirtir. Bu, hem maddi hem de manevi tazminat için geçerlidir. Davacının (mağdurun) da bir kusuru (müterafik kusur) varsa, bu durum onun uğradığı zararın bir kısmına kendisinin sebep olduğu anlamına gelir ve bu oranında tazminattan indirim yapılması hakkaniyete uygundur. Davalının kusuru ne kadar ağırsa, tazminat miktarı o kadar yüksek olur. Bu, manevi tazminatın aynı zamanda bir 'caydırıcılık' fonksiyonu gördüğünü ve hukuka aykırı eylemi bir nevi 'cezalandırdığını' da ortaya koymaktadır.