Sanığın, mağdurun rızasıyla evden kaçırdığı 17 yaşındaki bir çocuğu ailesine veya yetkili makamlara haber vermeksizin bir gece evinde misafir etmesi eylemi, TCK m. 109 (kişiyi hürriyetinden yoksun kılma) suçunu mu, yoksa TCK m. 234/3 (çocuğun kaçırılması ve alıkonulması) suçunu mu oluşturur? Yargıtay 14. CD'nin 2016/4617 sayılı kararı bu ayrımı nasıl yapmıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #325798

Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2016/4617 sayılı kararında bu ayrım net bir şekilde yapılmıştır. Olayda 17 yaşında olan (yani 15 yaşını bitirmiş) mağdurun rızasıyla hareket ettiği ve sanığın mağdura karşı cebir, tehdit veya hile kullanmadığı belirtilmiştir. Bu durumda, mağdurun bir yere gitme veya kalma hürriyetinin hukuka aykırı olarak kısıtlandığından söz edilemez, dolayısıyla TCK m. 109'daki suçun unsurları oluşmaz. Ancak sanığın eylemi, kanuni temsilcisinin (ailesinin) bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla olsa dahi yanında tutarak ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmemek şeklinde gerçekleşmiştir. Bu eylem, doğrudan TCK m. 234/3'te tanımlanan 'çocuğun kaçırılması ve alıkonulması' suçunu oluşturur. Bu suç, uzlaşma kapsamında olduğu için, mahkemenin öncelikle uzlaştırma prosedürünü uygulaması gerektiği vurgulanmıştır. Dolayısıyla, 15 yaşını bitirmiş çocuğun rızası, TCK m. 109 açısından hukuka uygunluk nedeni sayılırken, eylem TCK m. 234/3'teki özel suçu oluşturabilir.