Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2013/17549 sayılı kararındaki çoğunluk görüşü, hukuka aykırı arama ile elde edilen delilin kullanılabilirliğini hangi ilkeye dayandırmıştır ve bu ilkenin AİHS ile bağlantısını nasıl kurmuştur?
Çoğunluk görüşü, hukuka aykırı arama ile elde edilen delilin kullanılabilirliğini 'ölçülülük' (oranlılık) ilkesine dayandırmıştır. Bu görüşe göre, her hukuka aykırılık delilin mutlak olarak geçersiz sayılmasını gerektirmez. Mahkeme, 'suçun topluma verdiği zarar' ile 'devlet görevlilerinin sanığa ait hakları ihlal etmelerinden doğan kişisel ve toplumsal zarar' arasında bir denge kurmalıdır. Eğer suçun topluma verdiği zarar (somut olayda insan sağlığına zararlı olabilecek kaçak parfüm) daha ağır basıyorsa, hukuka aykırı olarak elde edilen delil yargılamada kullanılabilir. Çoğunluk bu görüşünü AİHM kararlarına ve Anayasa'nın 90/son maddesine dayandırmıştır. AİHM'nin, delil yasakları konusunda mutlak bir kural benimsemediği, yargılamanın bütününün adil olup olmadığını denetlediği ve bu çerçevede ölçülülük ilkesini gözettiği belirtilmiştir. Dolayısıyla, insan haklarını koruma amacının, adaletin ve hukuki güvenliğin gerçekleşmesini engellememesi gerektiği savunularak, somut olayda yaşam hakkının (sağlığa zararlı ürün) özel hayatın gizliliğinden (hukuka aykırı arama) daha üstün olduğu sonucuna varılarak delilin kullanılabileceğine karar verilmiştir.