Tüp patlaması sonucu meydana gelen ölüm nedeniyle açılan tazminat davasında zamanaşımı süresi, haksız fiil hükümlerine göre mi yoksa satım sözleşmesi hükümlerine göre mi belirlenmelidir? Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2017/4093 sayılı kararı bu konuda nasıl bir yorum yapmıştır?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2017/4093 sayılı kararında, davacıların murisinin davalı bayiden tüp satın aldığı, dolayısıyla taraflar arasında bir 'satım sözleşmesi' bulunduğu vurgulanmıştır. Olay, tüpün ayıplı olmasından kaynaklanan bir zarar olarak değerlendirilmiştir. Bu durumda, temel hukuki ilişki haksız fiil değil, sözleşmeye aykırılıktır. Bu nedenle, davada uygulanacak zamanaşımı süresinin, Borçlar Kanunu m. 72'deki haksız fiile ilişkin (öğrenmeden itibaren 2 yıl, her halde 10 yıl) kısa süreler değil, Borçlar Kanunu m. 146'daki sözleşmeden doğan alacaklar için öngörülen 10 yıllık genel zamanaşımı süresi olması gerektiği kabul edilmiştir. Bu karar, olayın temelindeki hukuki ilişkinin niteliğinin (sözleşme mi, haksız fiil mi) zamanaşımı süresinin belirlenmesinde kritik öneme sahip olduğunu göstermektedir.