Yaralamalı bir trafik kazasında, kazazedenin kalıcı bir maluliyetinin bulunmaması, ancak yaşı küçük çocukta oluşan yaraların iyileşme süresinin bir ay olması durumunda, anne ve baba için hükmedilen manevi tazminatın Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2016/1139 sayılı kararında 'yüksek' bulunmasının hukuki gerekçesi nedir?
Bu kararda anne ve baba için hükmedilen 10.000'er TL manevi tazminatın 'yüksek' bulunmasının temel hukuki gerekçesi, 'zararın ağırlığı' ile hükmedilen 'tazminat miktarı arasındaki orantısızlık'tır. Borçlar Kanunu m. 56/2, ağır bedensel zarar halinde yaralananın yakınlarının da manevi tazminat talep edebileceğini düzenler. Ancak Yargıtay, bu hakkın kullanılmasında uğranılan zararın niteliğini ve derecesini dikkate alır. Karara göre; - **Maluliyetin Bulunmayışı:** Çocukta kalıcı bir sakatlık (maluliyet) meydana gelmemiştir. Bu, manevi zararın en ağır seviyede olmadığını gösterir. - **İyileşme Süresi:** Yaraların iyileşme süresinin 'bir ay' gibi nispeten kısa bir süre olması, olayın yarattığı travmanın ve endişenin kalıcı ve çok derin olmadığını göstermektedir. Bu iki temel unsur dikkate alındığında, anne ve babanın duyduğu üzüntü ve endişe şüphesiz mevcut olmakla birlikte, bu durumun 10.000'er TL gibi (karar tarihindeki paranın alım gücüne göre) bir tazminatı gerektirecek ağırlıkta olmadığı değerlendirilmiştir. Yargıtay, manevi tazminatın sembolik bir anlam taşıdığını, ancak miktarının mutlaka zararın ağırlığı ile orantılı olması gerektiğini ve bu olayda orantının aşıldığını kabul etmiştir.