Şikayet hakkının kullanılmasının manevi tazminat sorumluluğu doğurup doğurmayacağı konusunda Yargıtay'ın benimsediği temel ilke nedir? YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ'nin 2019/2590 sayılı kararında belirtilen 'emare ve olguların varlığı' kriterini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #325597

Yargıtay'ın benimsediği temel ilke, Anayasa m. 36 ile güvence altına alınan 'hak arama özgürlüğü'nün kullanılmasının, kural olarak hukuka aykırı bir fiil teşkil etmeyeceği ve manevi tazminat sorumluluğu doğurmayacağıdır. Ancak bu hak sınırsız değildir ve salt başkasını zarara uğratmak amacıyla kötüye kullanılamaz. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2019/2590 sayılı kararında bu sınır net bir şekilde çizilmiştir. Karara göre, şikayet hakkının hukuka uygunluk sınırları içinde kaldığının kabulü için, şikayet edilenin cezalandırılmasını gerektirecek yeterli ve kesin kanıtların mevcut olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek 'bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı' yeterlidir. Yani, objektif olarak bakıldığında, şikayetçinin bir suç işlendiğine dair şüphelenmesini makul kılacak bazı belirtilerin olması, şikayeti haksız olmaktan çıkarır. Somut kararda, davalının davacı hakkında dolandırıcılık iddiasıyla yaptığı şikayetin, davacının çelişkili beyanları gibi bazı emarelere dayandığı ve bu nedenle davalının hak arama özgürlüğü kapsamında hareket ettiği kabul edilmiştir. Bu durumda, şikayet sonucunda takipsizlik kararı verilmiş olsa bile, şikayetin kendisi kişilik haklarına bir saldırı oluşturmaz ve manevi tazminat gerektirmez.