Marka hakkına tecavüz nedeniyle açılan bir maddi tazminat davasında, davalının haksız eylemiyle elde ettiği kazancın tespiti mümkün değilse, mahkeme tazminat miktarını nasıl belirler? Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/151 sayılı kararında bu durum nasıl çözümlenmiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #325537

Marka hakkına tecavüz nedeniyle, hak sahibi çeşitli tazminat taleplerinde bulunabilir. Bunlardan biri de, tecavüz edenin markayı kullanarak elde ettiği kazancın kendisine verilmesini istemektir. Ancak, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin Esas: 2021/5120, Karar: 2023/151 sayılı kararında da belirtildiği gibi, yargılama sırasında davalının bu ürünlerin satışı üzerinden ne kadar kâr elde ettiğinin tam olarak tespitinin mümkün olmadığı durumlarla karşılaşılabilir. Bu durumda, Türk Borçlar Kanunu'nun 50. maddesinin 2. fıkrası (eski BK m. 42/2) devreye girer. Bu maddeye göre, 'Zararın miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.' Yargıtay da anılan kararında bu ilkeye atıfta bulunarak, davalının elde ettiği kazancın tespiti mümkün olmadığında, hakimin TBK'nın kendisine verdiği takdir yetkisini kullanarak uygun bir miktar tazminata hükmedebileceğini belirtmiştir. Somut olayda ilk derece mahkemesinin, davalının eylemlerinin ağırlığı ve davacı markasının tanınmışlığını gözeterek takdiren belirlediği 10.000 TL maddi tazminat miktarını yerinde bulmuştur. Bu, zararın ispatlanamadığı durumlarda davanın tamamen reddedilmesi yerine, hakimin hakkaniyete göre bir miktar belirleyebileceğini göstermektedir.