Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2018/2088 E., 2018/2728 K. sayılı kararındaki (Can Dündar davası) 'sır olarak korunan bilgi ve faaliyetlerin, suç teşkil edip etmediği' sorununu ve TCK madde 327 gerekçesinde yer alan 'Suç olgusuna ilişkin bilgi ve belgeler, bir hukuk toplumunda hiçbir surette devlet sırrı olarak koruma altına alınamaz.' ifadesinin yorumunu analiz ediniz. CMK madde 125/1'in bu konudaki rolünü de belirtiniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #324388

Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin Can Dündar davasındaki kararında, sır olarak korunan bilginin aynı zamanda bir suç teşkil edip etmediği sorunu tartışılmıştır. TCK madde 327'nin gerekçesinde yer alan 'Suç olgusuna ilişkin bilgi ve belgeler, bir hukuk toplumunda hiçbir surette devlet sırrı olarak koruma altına alınamaz.' ifadesi, doktrinde de tartışma konusu olmuştur. Bir görüş, suç ile devlet sırrının bir arada olamayacağını savunurken, diğer görüş, bir bilginin hem devlet sırrı hem de bir suç veya suça ilişkin olabileceğini savunur. Yargıtay'ın çoğunluk görüşü, gerek TCK madde 327 gerekçesindeki gerekse CMK madde 125/1'deki vurgunun, 'yargılama hukuku açısından suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgelerin, devlet sırrı olduğu gerekçesiyle mahkemeye karşı gizli tutulamayacağına' yönelik olduğunu belirtmiştir. Yani, bu hükümler, yargılamada delillerin ortaya konulmasını güvence altına alır, ancak bir bilginin maddi ceza hukuku anlamında 'devlet sırrı' niteliğini ortadan kaldırmaz. CMK madde 125/1'de 'Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.' denilerek, suçun aydınlatılması ve yargılamanın selameti için bu bilgilerin mahkemeye sunulması gerektiği belirtilir. Yargıtay, suçun gerektirdiği hapis cezasının alt sınırının 5 yıl veya daha fazla olması halinde (CMK 125/3) bu tür bilgilerin kullanılabileceğini belirterek, bir bilginin hem devlet sırrı hem de bir suça ilişkin olabileceğinin kabulünde engel bulunmadığını ifade etmiştir. Ayrıca, devletin milli savunma ve siyasal menfaatlerini koruma adına aldığı tedbirlerin (MİT faaliyetleri gibi) meşru savunma kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, dolayısıyla bu faaliyetlerin tek başına suç teşkil etmediğini vurgulamıştır. (Yargıtay 16. CD. 2018/2088 E., 2018/2728 K.; TCK m. 327 gerekçesi; CMK m. 125)