Danıştay 12. Dairesi'nin 2013/4271 E., 2015/4905 K. sayılı kararında, kamu görevlilerinin (4/C statüsündeki personelin) iş sonu tazminatı ve kıdem tazminatı alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklarda, idari yargı ile adli yargı arasındaki görev ayrımını ve 'süregelen işlem' prensibinin bu bağlamda uygulanmasını değerlendiriniz. Özellikle Borçlar Kanunu'ndaki zaman aşımı süresinin rolünü analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #324371

Danıştay 12. Dairesi'nin kararında, 4/C statüsünde görev yapan bir personelin sözleşmesi sona erdiğinde talep ettiği kıdem tazminatı ve iş sonu tazminatı alacaklarına ilişkin uyuşmazlık incelenmiştir. Karar, bu tür alacakların niteliği itibarıyla görev ayrımı yapmıştır: Bir kısmı (kıdem tazminatı ve izin ücreti) İş Kanununa tabi çalışılan döneme ilişkin olmakla 'adli yargının' görev alanına girerken; bir kısmı da (iş sonu tazminatı) 4/C kapsamında görev yapılan döneme ilişkin olmakla 'idari yargının' görev alanına girmektedir. Bu durum, aynı davada farklı yargı kollarına ait taleplerin aynı dilekçede dava konusu edildiği 'görevsizlik' sorununa yol açmıştır. Karar, idari yargının görev alanına giren iş sonu tazminatı alacağı için 'süregelen işlem' prensibini uygulamıştır. Davalı idarece başvuru öncesinde talep konusu tazminatların ödenmemesi yolunda tesis edilmiş idari davaya konu edilebilecek bir işlem bulunmadığından, davacının emekli olduğu tarih itibarıyla söz konusu tazminatların ödenmediğini öğrendiğinin kabulü yasal olarak olanaklı değildir. Bu tür alacaklar için özel bir zaman aşımı süresi öngörülmediğinden, Borçlar Kanunu'nun 'Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir' hükmü uyarınca on yıllık zaman aşımı süresi içinde talep edilebileceği kabul edilmiştir. Dolayısıyla, davacının bu alacaklar için İYUK madde 10 kapsamında her zaman idareye başvurabileceği ve açılan davanın süresinde olduğu belirtilmiştir. (İYUK m. 10; Borçlar Kanunu; Danıştay 12. CD. 2013/4271 E., 2015/4905 K.)