TCK madde 328'de düzenlenen 'siyasal veya askerî casusluk' suçunda, failin yabancı bir devlet veya istihbarat örgütüyle 'anlaşma' yapma şartının aranıp aranmadığına ilişkin doktrindeki ve Yargıtay içtihadındaki farklı görüşleri ve bu görüşlerin suçun ispatı üzerindeki etkilerini analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #324369

TCK madde 328'de siyasal veya askerî casusluk suçunun oluşumu için, failin yabancı bir devlet veya istihbarat örgütüyle doğrudan bir 'anlaşma' yapma şartının aranıp aranmadığı doktrin ve Yargıtay içtihadında tartışmalı bir konudur. Bazı Yargıtay ve Askeri Yargıtay kararlarında (örneğin Askeri Yargıtay Daireler Kurulu 02.10.1997 tarihli karar), suçun oluşumu için 'casus ile casusluğu talep eden arasında bir anlaşmanın varlığı' aranmıştır. Ancak, Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2023/22399 E., 2024/2320 K. sayılı kararında ve doktrinde bu görüş eleştirilmiştir. Eleştiriye göre, madde metninde ve gerekçesinde böyle bir şart açıkça belirtilmemiştir ve suçun manevi unsuru (casusluk maksadı) içinde değerlendirilmelidir. Failin, herhangi bir ülke ya da organizasyon ile anlaşma olmadan bilgi ve belgeleri temin edip, sonradan belirleyebileceği bir devlete servis edebilmesi her zaman mümkündür. Kanun koyucunun iradesinde olmayan bir unsurun içtihat yoluyla eklenmesi, yasa koyucunun yerine geçmek anlamına gelecektir. Yargıtay 16. CD'nin 2018/2088 E., 2018/2728 K. sayılı kararındaki karşı oy gerekçesi de bu noktayı desteklemiştir. 'Anlaşma' şartının aranması, suçun ispatını neredeyse imkansız hale getirebilir, zira bu tür gizli anlaşmaların ortaya çıkarılması son derece zordur. Bu nedenle güncel yaklaşım, özel kastın (casusluk maksadı) diğer delillerle (failin kişiliği, temin etme zamanı, yeri, yöntemi) ortaya konması gerektiğini ve doğrudan bir anlaşmanın şart olmadığını savunmaktadır. (TCK m. 328; Yargıtay 3. CD. 2023/22399 E., 2024/2320 K.; Yargıtay 16. CD. 2018/2088 E., 2018/2728 K. karşı oy gerekçesi)