Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen 'Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk' bölümünde (TCK m. 326-339) yer alan suçlarda 'içtima' kurallarının nasıl uygulandığını analiz ediniz. Özellikle 'temin etme' ve 'açıklama' eylemlerinin ayrı ayrı suçlar olup olmadığı ve 'gerçek içtima' prensibinin bu bağlamdaki işlevini Yargıtay içtihadıyla birlikte açıklayınız.
Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) benimsenen genel prensip 'gerçek içtima'dır; yani işlenen her fiilin ayrı bir suçu oluşturması halinde, bu suçlardan dolayı ayrı ayrı cezalandırma yapılır. Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk bölümünde (TCK m. 326-339) de bu prensip uygulanır. Doktrin ve Yargıtay içtihadına göre (Yargıtay 1. Ceza Dairesi 20.04.1967 tarihli karar), 'temin etme' (bilgiyi elde etme) ve 'açıklama' (bilgiyi ifşa etme) eylemleri, ayrı ayrı suçları oluşturur. Örneğin, gizli bilgilerin temin edilmesiyle TCK madde 327 (Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme) veya 328 (Siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme) maddelerindeki suçlar oluşur. Bu bilgilerin daha sonra açıklanması ise ayrıca TCK madde 329 (Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama) veya 330 (Siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama) maddelerinde düzenlenen suçları oluşturur. 'Açıklamak' eylemi için, 'temin etmek' dışında herhangi bir biçimde (tesadüfen elde etmek gibi) de suç konusu bilgilerin ele geçmesi mümkün bulunduğundan, burada görünüşte içtima kurallarının tatbiki mümkün değildir. Bu nedenle, aynı bilginin hem temin edilmesi hem de açıklanması durumunda, faile her iki suçtan ayrı ayrı ceza verilebilir. Bu durum, fiilin tehlike suçu niteliği taşıması ve ayrıca bir neticenin gerçekleşmesinin aranmamasıyla da uyumludur. (TCK m. 327-330; Yargıtay 1. CD. 20.04.1967 tarihli karar; Yargıtay 16. CD. 2018/2088 E., 2018/2728 K. muhalefet şerhi)