Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2018/2088 E., 2018/2728 K. sayılı kararındaki (Can Dündar davası) 'devlet sırrı' niteliğindeki bilgilerin aleniyet kazanıp kazanmadığına ilişkin tartışmayı, 'rivayet, tahmin, şayia' kavramları ve daha önceki gazete haberlerinin etkisi bağlamında analiz ediniz. Mahkemenin bu konudaki 'ihtisas' ve 'kanı' oluşturma süreçlerini değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #324354

Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin Can Dündar davasındaki kararında, 'devlet sırrı' niteliğindeki bilgilerin (MİT tırları görüntüleri ve içeriği) aleniyet kazanıp kazanmadığı önemli bir tartışma konusu olmuştur. Kararda, 'sır' kavramının başkalarına kapalı, alenileşmemiş ve gizlenmesinde yarar görülen bir alan olduğu belirtilmiştir. Çoğunluk görüşü, bilginin kamuya açıklanmış, herkesin bildiği şey haline gelmesi halinde sır vasfını kaybedeceğini kabul etmekle birlikte, 'rivayet, tahmin, şayia' gibi hususların bilginin sır olma vasfını ortadan kaldırmayacağını vurgulamıştır. Özellikle, daha önce Aydınlık gazetesinde benzer haberlerin yayınlanmış olmasına rağmen, Cumhuriyet Gazetesindeki haber ve görüntülerin 'tamamen farklı nitelikte ve faaliyetle ilgili tüm ayrıntıları içeren, kaynağından edinildiği intibasını uyandıran' bilgiler içerdiği belirtilmiştir. Sanık Can Dündar'ın kendi kitabındaki ifadeleri de (haberin 'bomba' niteliği taşıması, risklerin bilinmesi) bu bilginin sıradan/aleni bir haber olmadığı, güncelliğini ve gizliliğini muhafaza ettiği yönünde yorumlanmıştır. Mahkeme, delillerle doğrudan temas kurarak vardığı vicdani kanaati, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygunluğunu denetleyerek oluşturmuştur. Bu, mahkemenin, aleniyet iddiasını somut olaydaki gerçek durumla karşılaştırarak ve sadece yüzeysel bir 'bilinirlik' ile değil, bilginin 'özü' ve 'kapsamı' itibarıyla sır vasfını koruyup korumadığına odaklanarak bir kanı oluşturduğunu göstermektedir. (Yargıtay 16. CD. 2018/2088 E., 2018/2728 K.)