Devlet sırrına karşı suçlar ve casusluk suçlarında (TCK m. 326-339) 'hukuka aykırılık' prensibini, özellikle basın ve ifade özgürlüğü bağlamında tartışınız. Bu bağlamda 'orantılılık (ölçülülük) ilkesi'nin rolünü ve Yargıtay'ın bu konudaki değerlendirmelerini analiz ediniz.
Hukuka aykırılık, suçun hukuki yapısında tipe uygunluktan sonraki aşamayı oluşturur; fiilin hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi anlamına gelir. Devlet sırrına karşı suçlarda hukuka aykırılık, özellikle Anayasa'nın 25, 26 ve AİHS'nin 10. maddeleriyle güvence altına alınan basın ve ifade özgürlüğü ile çatışma potansiyeli taşır. Her ne kadar ifade ve basın özgürlüğü demokratik toplumun vazgeçilmez unsuru olsa da, mutlak değildir ve Anayasa'nın 26/2. maddesi ve AİHS'nin 10/2. maddesi gibi hükümlerle 'milli güvenlik' veya 'devlet sırrının açıklanmaması' gibi meşru amaçlarla sınırlanabilir. Bu sınırlamaların 'ölçülülük ilkesi'ne uygun olması gerekir. Ölçülülük ilkesi, bir bilginin devlet sırrı olarak tespit edilirken, bilgi edinme hakkı ve ifade özgürlüğünün sınırlanmasında amaca uygun, gerekli ve orantılı olmasını gerektirir (Anayasa m. 13). Yargıtay (örneğin 16. CD. 2018/2088 E., 2018/2728 K. sayılı Can Dündar davası), bilginin sır olarak korunmasıyla elde edilecek menfaat ile bilginin paylaşılmasındaki menfaat arasında adil bir denge kurulması gerektiğini vurgulamıştır. Sırrın korunması zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanmalı ve ulusal güvenliği veya uluslararası ilişkileri ciddi şekilde tehlikeye sokma potansiyeli taşımalıdır. Hakim, sır kararının yetkili makamlarca usulüne uygun verilip verilmediğini, sırrın daha önce aleniyet kazanıp kazanmadığını ve bilginin bir suçun işlenmesine ilişkin olup olmadığını denetlemelidir, ancak yerindelik denetimi yapmamalıdır. (TCK m. 328 gerekçesi; Anayasa m. 13, 25, 26; AİHS m. 10; Yargıtay 16. CD. 2018/2088 E., 2018/2728 K.)