Bir işçinin, işten ayrıldıktan sonra imzaladığı ve 'tüm yasal haklarımı aldım' gibi miktar içermeyen genel ifadeler taşıyan bir ibranamenin hukuki geçerliliği, 01.07.2012'den önce ve sonra imzalanmış olmasına göre nasıl farklılık gösterir? Yargıtay'ın 6098 sayılı TBK öncesi dönemdeki yaklaşımını ve TBK m. 420'nin getirdiği yeni şartları açıklayınız.
İbranamenin geçerliliği, 6098 sayılı TBK'nın yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihine göre temel farklılıklar gösterir. **01.07.2012 Öncesi Dönem (Yargıtay İçtihadı):** Bu dönemde yasal bir düzenleme olmadığından geçerlilik Yargıtay içtihatlarıyla şekillenmiştir. Miktar içermeyen genel nitelikteki ibranamelere 'dar yorum' ilkesi gereği şüpheyle yaklaşılırdı. Geçerli sayılabilmesi için irade fesadı (hata, hile, ikrah) olup olmadığı titizlikle incelenir, fesihten makul bir süre sonra imzalanmış olması ve işçinin gerçek iradesini yansıtması aranırdı. Ancak yine de bu ibranameler, irade fesadı ispatlanamazsa geçerli kabul edilebiliyordu. **01.07.2012 Sonrası Dönem (TBK m. 420):** TBK m. 420, ibranamenin geçerliliği için çok katı ve emredici şartlar getirmiştir: 1) Yazılı olmalıdır. 2) Fesih tarihinden itibaren en az 'bir aylık' süre geçtikten sonra imzalanmalıdır. 3) İbra konusu alacağın 'türü ve miktarı' açıkça belirtilmelidir. 4) Ödeme, hak tutarına nazaran noksansız ve 'banka aracılığıyla' yapılmalıdır. Bu şartları taşımayan ibra sözleşmeleri 'kesin olarak hükümsüzdür'. Dolayısıyla, 01.07.2012'den sonra imzalanan ve miktar içermeyen, alacak türlerini tek tek belirtmeyen genel bir ibra, TBK m. 420 uyarınca doğrudan geçersizdir ve hiçbir hukuki sonuç doğurmaz.