Yasa dışı olarak silinmiş ÖKC kayıtlarına dayanılarak yürütülen bir vergi kaçakçılığı davasında sanık, ÖKC belgelerinin düzenlenmesini zorunlu kılan idari tebliğlerin Anayasa'nın 38. ve TCK'nın 2. maddesindeki 'suçta kanunilik' ilkesine aykırı olduğunu, zira suçun maddi unsurunun idari bir işlemle yaratıldığını savunmuştur. Anayasa Mahkemesi'nin E. 2009/21, K. 2011/16 sayılı kararındaki yaklaşımı dikkate alarak bu savunmanın hukuki geçerliliğini değerlendiriniz.
Bu savunma, TCK m. 2 açısından güçlü bir argüman olsa da, Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihadı karşısında başarı şansı düşüktür. AYM, E. 2009/21, K. 2011/16 sayılı kararında, VUK Mükerrer m. 257'nin Anayasa'ya aykırı olmadığına karar vermiştir. Kararın gerekçesine göre, kanun koyucu vergi kayıp ve kaçağını önleme amacını ve bu amaca ulaşmak için uyulması gereken yükümlülükleri (belge düzeni gibi) ana hatlarıyla belirlemiş, bu yükümlülüklere uymamayı da VUK m. 359'da suç olarak tanımlamıştır. İdareye (Maliye Bakanlığı'na) bırakılan yetki, yeni bir suç ve ceza yaratma yetkisi değil, kanunla çerçevesi çizilmiş olan belge düzeninin 'teknik ve idari ayrıntılarını' belirleme yetkisidir. AYM bu durumu, 'açık suç' veya 'çerçeve suç' tekniği olarak görmekte ve yasama yetkisinin devri olarak nitelendirmemektedir. Dolayısıyla, bu içtihat uyarınca, sanığın savunması, Yüksek Mahkeme nezdinde 'suçun temel unsurları kanunda belirtilmiş olup, idare sadece uygulama detaylarını düzenlemiştir' gerekçesiyle reddedilecektir. Ancak bu yaklaşım, doktrinde 'kanunilik' ilkesini zayıflattığı yönünde eleştirilmektedir.