Yargıtay CGK 2016/105 E. sayılı kararında, kolluğun arama emri olmaksızın yaptığı üst yoklamasının hukuka uygun bulunmasının temel mantığı 'delillerin karartılmasını önleme tedbiri' olarak açıklanmıştır. Bu mantığın, Anayasa m. 38/6'daki 'Kanuna aykırı elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez' hükmü ile nasıl bir denge içinde olduğunu yorumlayınız.
Yargıtay'ın bu yaklaşımı, iki anayasal değer arasında bir denge kurma çabası olarak görülebilir: Bir yanda kişinin özel hayatının gizliliği ve konut dokunulmazlığı, diğer yanda ise devletin suçları soruşturma ve maddi gerçeğe ulaşma yükümlülüğü. Yargıtay, 'suçüstü' gibi aciliyet ve tehlike içeren durumlarda, bir arama kararı alınmasını beklemenin delillerin yok olmasına yol açacağını, bunun da ceza adaletinin gerçekleşmesini imkansız kılacağını değerlendirmektedir. Bu nedenle, PVSK'nın verdiği yetkiyle ve 'tedbir' niteliğinde yapılan, orantılı bir üst yoklamasını, Anayasa m. 38/6'daki 'kanuna aykırılık' kapsamının dışında tutmaktadır. Yani, bu eylemi 'kanuna aykırı bir arama' olarak değil, 'kanunun izin verdiği bir tedbir' olarak nitelendirerek Anayasal hükümle uyumlu hale getirmektedir. Bu yorum, maddi gerçeğe ulaşma amacını, belirli ve dar kapsamlı durumlarda, bireyin mahremiyet alanına yapılan sınırlı bir müdahaleden üstün tutmaktadır. Ancak bu yorum, keyfiliğe yol açma potansiyeli nedeniyle doktrinde eleştirilmektedir.