Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2016/7026 E. sayılı kararında, sanıklar ve müdafilerinin yaklaşık 3 yıl boyunca savunma yapmaktan kaçınmaları, mahkeme tarafından 'hakların kötüye kullanılması' olarak değerlendirilmiştir. Bu kavramın, AİHS m.6'da güvence altına alınan 'savunma hakkı' ile ilişkisini ve bu hakkın sınırlarını tartışınız.
Cevap: AİHS m.6'da güvence altına alınan savunma hakkı, adil yargılanmanın temel taşıdır ancak sınırsız bir hak değildir. Yargıtay'ın kararında da yansımasını bulan 'hakların kötüye kullanılması' (abus de droit) kavramı, bu sınırların nerede çizileceğini gösterir. Savunma hakkı ile ilişkisi şöyledir: Savunma hakkının temel amacı, sanığın hakkındaki iddialara karşı kendisini etkin bir şekilde savunmasını, delilleri tartışmasını ve adil bir sonuca ulaşılmasını sağlamaktır. Ancak bu hak, yargılamayı kasten engellemek, sürüncemede bırakmak veya adaletin tecellisini sabote etmek için bir araç olarak kullanılamaz. AİHS m.17 de hakların, Sözleşme'nin ruhuna aykırı şekilde kötüye kullanılmasını yasaklar. Yargıtay'ın kararında, sanık ve müdafilerinin yaklaşık 3 yıl boyunca somut bir gerekçe sunmadan, sürekli olarak süre talep ederek savunma yapmaktan kaçınmaları, savunma hakkının amacına uygun bir kullanım olarak görülmemiştir. Bu davranış, hakkın, yargılamayı ilerletmek için değil, tıkamak için kullanıldığı şeklinde yorumlanmıştır. Bu, savunma hakkının sınırının 'dürüstlük kuralı' ve 'yargılamanın makul sürede bitirilmesi' yükümlülüğü olduğunu gösterir. Bir hak, amacından saptırılarak sistematik bir şekilde yargılamayı engelleme aracına dönüştüğünde, 'hakkın kötüye kullanılması' söz konusu olur ve mahkeme, bu tür talepleri reddederek yargılamayı ilerletme yetkisine sahiptir. Bu, savunma hakkının kısıtlanması değil, kötüye kullanılmasının engellenmesidir.