Sanasaryan Vakfı kararında, Vakfın 1936'da Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün bir idari kararıyla 'mazbut vakıf' statüsüne alınmasının, Anayasa Mahkemesi tarafından neden mülkiyet hakkı ihlali değerlendirmesinde nihai bir engel olarak görülmediğini, 'idari işlemin yokluğu' ve 'kanunların zaman bakımından uygulanması' ilkeleri çerçevesinde tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #323390

Cevap: Anayasa Mahkemesi, 1936 tarihli bu idari kararı, mülkiyet hakkı ihlali değerlendirmesinde nihai bir engel olarak görmemiştir. Bunun temel nedenleri, işlemin hukuki sakatlığı ve sonradan çıkan lehe kanunların durumudur. 1) İdari İşlemin Hukuki Dayanağının Sorgulanması: AYM, derece mahkemelerinin aksine, 1936 tarihli bu idari işlemin hukuki temelini sorgulamıştır. 2762 sayılı mülga Kanun'da cemaat vakıflarının 'mülhak vakıf' olarak sayılmasına rağmen, VGM'nin hangi yetkiye dayanarak bir cemaat vakfını idari bir kararla 'mazbut' statüsüne alabildiği, kanuni dayanağı olmayan, öngörülemez bir yorum olarak görülmüştür. Bu durum, işlemin 'yoklukla malul' olabileceği, yani hukuken hiç doğmamış sayılabileceği tartışmasını gündeme getirir. Yok hükmündeki bir işleme karşı dava açmak için süre sınırı yoktur ve bu işlem hukuki bir sonuç doğurmaz. 2) Kanunların Zaman Bakımından Uygulanması: AYM'nin daha önemli bulduğu husus ise, 1936'daki işlem hukuka uygun kabul edilse bile, sonrasında kanunlarda meydana gelen değişikliklerdir. Özellikle 1949'da 5404 sayılı Kanun ile cemaat vakıflarının mülhak vakıf statüsünden de çıkarılıp tamamen özerk bir statüye kavuşturulması, yeni bir hukuki durum yaratmıştır. Danıştay içtihadında da belirtildiği gibi, bu tarihten sonra artık cemaat vakıflarının mazbut vakıflara ilişkin kurallara tabi tutulması mümkün değildir. Yani, 1936'daki karar, 1949'daki yeni kanunla zımnen veya fiilen ilga edilmiş, uygulama kabiliyetini yitirmiştir. Derece mahkemelerinin, sonradan çıkan ve cemaat vakıfları lehine olan bu kanunları dikkate almayarak 1936'daki duruma takılıp kalması, 'kanunların zaman bakımından uygulanması' ilkesine aykırıdır ve AYM'nin ihlal kararının temelini oluşturur.