2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/3. maddesi, mahkemenin istediği bir belgenin 'devletin güvenliği ve yüksek menfaatleriyle' ilgili olması durumunda, Cumhurbaşkanı veya ilgili bakanın bunu 'gerekçesini bildirmek suretiyle' vermeyebileceğini düzenlemektedir. Bu hükmün, CMK m.47'de düzenlenen devlet sırrı prosedüründen temel farkı nedir ve idari yargıda mahkemenin delile ulaşma yetkisini nasıl etkiler?
Cevap: İYUK m.20/3 ile CMK m.47 arasında, mahkemenin delile ulaşma yetkisi açısından temel bir fark vardır. Bu fark, yürütmenin takdir yetkisinin nihai olup olmamasında yatmaktadır. CMK m.47'de (ceza yargısı), 'Bir suç olgusuna ilişkin bilgiler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.' ilkesi esastır. Yürütme organı (ilgili bakan veya amir), bir bilginin devlet sırrı olduğunu ileri sürerek tanıklığa veya belgeyi vermeye izin vermese bile, mahkeme bu karara karşı direnebilir ve konuyu üst makama (ilgili bakana) taşıyabilir. Yani ceza yargılamasında son söz, ilkesel olarak mahkemededir ve sır, en azından özel bir usulle de olsa mahkemeye sunulmak zorundadır. İYUK m.20/3'te (idari yargı) ise durum farklıdır. Bu hükme göre, Cumhurbaşkanı veya ilgili bakan, bir belgenin devletin güvenliği ve yüksek menfaatleriyle ilgili olduğuna kanaat getirirse, sadece 'gerekçesini bildirmek suretiyle' o belgeyi mahkemeye vermeyebilir. Bu hüküm, yürütme organına nihai bir takdir yetkisi tanımaktadır. Yürütmenin 'vermiyorum' kararına karşı idare mahkemesinin o belgeyi zorla getirtme veya içeriğini öğrenme imkanı yoktur. Bu durum, idari yargıda mahkemenin delile ulaşma yetkisini, ceza yargısına göre çok daha fazla kısıtlamaktadır. Ceza yargısında sır mahkemeden gizlenemezken, idari yargıda yürütmenin takdiriyle mahkemeden tamamen gizlenebilmektedir. Bu, idari yargı denetiminin etkinliği açısından ciddi bir sınırlama oluşturur.