CMK m.47'de düzenlenen devlet sırrına ilişkin tanıklık usulü ile 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nda düzenlenen gizli tanık dinleme usulünü, 'savunma hakkı'na getirdikleri kısıtlamalar açısından karşılaştırınız. Hangi usulün savunma hakkını daha fazla sınırladığı söylenebilir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #323384

Cevap: Her iki usul de savunma hakkının temel unsurlarından olan 'tanığı yüz yüze sorgulama' ve 'delile doğrudan ulaşma' haklarını kısıtlar, ancak aralarında önemli farklar vardır. Karşılaştırma şu şekildedir: 1) Gizli Tanık Dinleme (5726 s. Kanun): Bu usulde tanığın kimliği gizli tutulur. Duruşmada sesi ve/veya görüntüsü değiştirilerek dinlenebilir. En önemlisi, CMK m.58/3 ve Tanık Koruma Kanunu m.9, sanık ve müdafiinin 'soru sorma hakkının saklı' olduğunu açıkça belirtir. Genellikle bu hak, soruların mahkeme aracılığıyla veya yazılı olarak tanığa iletilmesi şeklinde dolaylı olarak kullandırılır. Ayrıca, gizli tanık beyanının 'tek başına hükme esas teşkil edemeyeceği' (m.9/8) gibi önemli bir güvence vardır. 2) Devlet Sırrına İlişkin Tanıklık (CMK m.47): Bu usulde savunma hakkına getirilen kısıtlama çok daha derindir. Tanık, sadece hakim/heyet tarafından, zabıt katibi dahi olmaksızın dinlenir. Sanık ve müdafii bu dinlemede hazır bulunamaz. Kanunda, gizli tanık usulündeki gibi sanığın 'soru sorma hakkının saklı olduğuna' dair açık bir hüküm yoktur. Savunma, tanığın beyanlarının sadece hakim tarafından süzülmüş ve 'yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte' görülerek tutanağa geçirilmiş kısmını öğrenebilir. Delilin ham halini asla göremez. Ayrıca, bu beyanın tek başına hükme esas alınamayacağına dair bir kısıtlama da kanunda yer almamaktadır. Sonuç olarak, 'devlet sırrına ilişkin tanıklık' usulü, savunmanın delile ulaşmasını, onu test etmesini ve tanığı sorgulamasını tamamen ortadan kaldırdığı için, 'gizli tanık' usulüne göre savunma hakkını çok daha ağır ve radikal bir şekilde sınırlamaktadır.