Uyuşturucu madde ticareti suçunda, 'öncü-artçı' sevk sisteminin tespiti için, sürücülerin suç tarihinden önceki tanışıklıkları ve akrabalık ilişkileri gibi delillerin, mahkumiyet için 'yeterli ve kesin delil' sayılıp sayılamayacağını, 'ortak fonksiyonel hakimiyet' kavramı ve 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi çerçevesinde tartışınız.
Cevap: Hayır, sürücülerin suç tarihinden önceki tanışıklıkları veya akrabalık ilişkileri, tek başlarına mahkumiyet için 'yeterli ve kesin delil' sayılamazlar. Bu tür bilgiler, sanıklar arasında bir bağ ve iletişim potansiyeli olduğunu gösteren 'yan delil' veya 'emare' niteliğindedir, ancak suça iştirak iradesini ve 'ortak fonksiyonel hakimiyeti' doğrudan ispatlamazlar. Tartışma şu iki ilke çerçevesinde yapılmalıdır: 1) Ortak Fonksiyonel Hakimiyet: Müşterek failliğin (TCK m.37) kabulü için, sanıkların sadece birbirini tanıması değil, somut suçun işlenişi üzerinde iş bölümü yaparak, birlikte bir hakimiyet kurmaları gerekir. Akrabalık veya arkadaşlık, birlikte suç işlendiği anlamına gelmez. Bu ilişkinin, somut suç fiiliyle (uyuşturucu sevkiyatıyla) nasıl bir bağlantı kurduğunu gösteren ek delillere (HTS kayıtları, para transferleri, koordineli hareketler vb.) ihtiyaç vardır. Örneğin, iki kardeşin aynı anda farklı araçlarla aynı yöne seyahat etmesi, tek başına uyuşturucu ticareti için anlaştıklarını göstermez. 2) 'Şüpheden Sanık Yararlanır' (In Dubio Pro Reo) İlkesi: Mahkumiyet, her türlü şüpheden arındırılmış, kesin ve inandırıcı kanıtlara dayanmalıdır. Sanıkların tanışıklığı, suç ortaklığına dair bir 'şüphe' yaratabilir, ancak bu şüphe mahkumiyet için yeterli değildir. Mahkeme, bu şüpheyi somut delillerle gideremiyorsa, yani sanıkların sadece tesadüfen aynı anda yolculuk yapıyor olma ihtimalini bertaraf edemiyorsa, şüpheyi sanık lehine yorumlayarak beraat kararı vermekle yükümlüdür. Makalede de vurgulandığı gibi, bu tür sosyal ilişkilere dayanarak mahkumiyet kurmak, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesini de zedeler ve varsayıma dayalı bir yargılama olur.