Vergi kaçakçılığı (VUK m.359) suçunun, TCK m.282 kapsamında öncül suç olup olmadığı tartışmasında, 'pasifin azalması' yoluyla elde edilen menfaatin 'kazanç' sayılıp sayılamayacağı temel bir argüman noktasıdır. Bu argümanı, 'hırsızlık' suçuyla elde edilen kazançla karşılaştırarak analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #323371

Cevap: 'Pasifin azalması' yoluyla elde edilen menfaatin hukuki niteliği, VUK m.359'un öncül suç olup olmadığı tartışmasının merkezinde yer alır. Hırsızlık suçuyla (TCK m.141) karşılaştırıldığında fark şudur: Hırsızlık suçunda fail, başkasına ait olan ve kendi malvarlığında bulunmayan bir değeri (aktif bir varlığı) alarak kendi malvarlığına katar. Burada, failin malvarlığının 'aktifi'nde net bir artış olur ve bu artışın kaynağı doğrudan suçtur. Bu, klasik anlamda bir 'kazanç' elde etmedir. Vergi kaçakçılığı suçunda ise durum daha farklıdır. Fail, kendi meşru faaliyetiyle bir gelir elde etmiştir. Bu gelir üzerinden devlete ödemesi gereken bir vergi borcu (bir 'pasif') doğar. Fail, VUK m.359'daki fiilleri işleyerek bu borcu ödemekten kaçınır. Bu durumda failin malvarlığının 'aktifi' artmaz, ancak ödemesi gereken borç (pasif) ödenmediği için, malvarlığının 'azalması' engellenmiş olur. VUK m.359'un öncül suç olamayacağını savunanlar, TCK m.282'nin hırsızlıktaki gibi 'aktif bir kazanç elde etmeyi' gerektirdiğini, pasifin azalmasının bu kapsama girmediğini ileri sürer. Öncül suç olabileceğini savunanlar ise, ekonomik anlamda 'kazanç' kavramının sadece aktifin artması değil, aynı zamanda pasifin azalması (borçtan kurtulma) yoluyla da gerçekleşeceğini, ödenmeyen vergi tutarının failin malvarlığında haksız bir zenginleşme yarattığını ve bu zenginleşmenin kaynağının VUK m.359 suçu olduğunu savunur. Bu yoruma göre, haksız yere borçtan kurtulmak da bir 'suçtan kaynaklanan malvarlığı değeri'dir.