CMK m.170/2'ye göre kamu davası açılabilmesi için 'yeterli şüphe'nin varlığı aranırken, TCK m.282'de düzenlenen aklama suçunun işlenebilmesi için bir 'öncül suç'un varlığı gerekmektedir. Bir kişiye karşı, hem 'öncül suç'tan (örn. uyuşturucu ticareti) hem de 'aklama suçu'ndan (TCK m.282) aynı iddianame ile dava açılması durumunda, öncül suçun henüz kesin bir mahkumiyetle sabit olmaması, aklama suçu açısından nasıl bir hukuki durum yaratır?
Cevap: Bu durum, aklama suçunun yargılamasındaki en temel özelliklerden biridir. TCK m.282'deki aklama suçunun oluşabilmesi için öncül suçtan kaynaklanan bir malvarlığı değerinin varlığı şarttır. Ancak, aklama suçundan yargılama ve mahkumiyet kararı verilebilmesi için, öncül suçun ayrı bir davada kesinleşmiş bir mahkumiyet kararıyla sabit olması 'gerekmez'. Öncül suç ile aklama suçu aynı davada birlikte yargılanabilir. Bu durumda mahkeme, öncelikle sanığın 'öncül suçu' işleyip işlemediğini, yani uyuşturucu ticareti yapıp yapmadığını, dosyadaki delillere göre değerlendirecektir. Eğer mahkeme, aynı yargılama sonunda sanığın öncül suçu (uyuşturucu ticareti) işlediğine dair yeterli delil bulunduğu kanaatine varırsa, bu tespitten sonra aklama suçunun (TCK m.282) unsurlarının oluşup oluşmadığını inceler. Eğer sanığın öncül suçu işlediği sabit görülmez ve bu suçtan beraatine karar verilirse, aklama suçunun 'maddi konusu' (suçtan kaynaklanan malvarlığı değeri) ortadan kalkacağı için, sanığın aklama suçundan da beraatine karar verilmesi zorunlu hale gelir. Yani, öncül suçun ispatı, aklama suçunun 'ön şartı'dır ve aynı davada mahkeme tarafından bu ön şartın varlığına kanaat getirilmesi, aklama suçundan mahkumiyet kurulabilmesi için yeterlidir. Kesinleşmiş ayrı bir mahkumiyet kararı aranmaz.