Uyuşturucu madde ticareti suçunda, sanıkların sadece 'gece vakti seyahat etmeleri' veya 'aynı gün içinde başka bir şehre gidip gelmeleri' gibi olguların, mahkeme tarafından 'hayatın olağan akışına aykırı' bulunarak aleyhe bir delil olarak kullanılmasını, masumiyet karinesi ve hukuki belirlilik ilkeleri açısından eleştiriniz.
Cevap: Bu tür olguların 'hayatın olağan akışına aykırı' bulunarak sanık aleyhine delil olarak kullanılması, masumiyet karinesi ve hukuki belirlilik ilkelerine temelden aykırıdır. Eleştiriler şu noktalarda toplanabilir: 1) Masumiyet Karinesinin İhlali: Masumiyet karinesi, bir kişinin suçluluğu kesin bir hükümle sabit oluncaya kadar masum sayılmasını gerektirir. Gece seyahat etmek veya bir günde şehirlerarası yolculuk yapmak, milyonlarca insanın her gün gerçekleştirdiği, tek başına hiçbir suç teşkil etmeyen, tamamen meşru ve olağan eylemlerdir. Bu meşru eylemlerden yola çıkarak bir suçluluk çıkarımı yapmak, masum bir davranışı şüpheli hale getirerek masumiyet karinesini tersine çevirmektir. İspat yükü iddia makamındayken, bu tür bir yorumla adeta sanıktan eyleminin neden masum olduğunu ispatlaması beklenmektedir. 2) Hukuki Belirlilik ve Öngörülebilirlik İlkesinin Zedelenmesi: Hukuki belirlilik, bireylerin hangi eylemlerin hukuka aykırı olduğunu ve ne gibi sonuçlar doğuracağını önceden bilebilmelerini gerektirir. 'Hayatın olağan akışı' ise son derece sübjektif, belirsiz ve kişiden kişiye değişebilen bir kavramdır. Neyin 'olağan' olduğuna dair bir kanun veya yerleşik bir kural yoktur. Bir hakim için olağan dışı görünen bir davranış, başka bir hakim veya toplumun bir kesimi için son derece olağan olabilir. Hukukun bu kadar soyut ve kaygan bir kavrama dayandırılması, keyfi kararların önünü açar ve hukuki güvenliği ortadan kaldırır. Sonuç olarak, ceza mahkumiyeti, bu tür sübjektif ve varsayımsal yorumlara değil, suçun işlendiğini somut olarak gösteren kanıtlara (HTS, PTS kayıtları, tanık beyanları, maddi deliller vb.) dayanmalıdır.