2937 sayılı MİT Kanunu'nun Ek 1. maddesinde yer alan 'Teşkilatın elindeki istihbarı nitelikteki bilgilerin adli mercilerce talep edilemeyeceği' hükmü ile CMK m.47'de düzenlenen 'Devlet sırrı niteliğindeki bilgilerin mahkemeye karşı gizli tutulamayacağı' hükmü arasında bir çatışma var mıdır? Bu iki hükmün uygulama alanını nasıl sınırlandırırsınız?
Cevap: Evet, ilk bakışta bu iki hüküm arasında bir çatışma olduğu düşünülebilir. MİT Kanunu Ek m.1, adli mercilerin istihbari bilgi ve belgeyi talep etmesini mutlak olarak engellerken; CMK m.47, devlet sırrı dahi olsa bilgilerin mahkemeden gizlenemeyeceğini, sadece özel bir usulle sunulabileceğini belirtmektedir. Bu görünürdeki çatışma, 'lex specialis derogat legi generali' (özel kanun genel kanunu ilga eder) ilkesi ve hükümlerin amaçsal yorumuyla çözümlenebilir. Uygulama alanları şöyle sınırlandırılabilir: CMK m.47, genel olarak tüm kamu kurum ve görevlilerinin sahip olduğu ve 'devlet sırrı' niteliği taşıyan bilgilere ilişkin tanıklık ve delil sunma usulünü düzenleyen 'genel kural'dır. 2937 sayılı MİT Kanunu ise, sadece MİT'in faaliyetleri ve uhdesindeki bilgi/belgeler için getirilmiş 'özel bir kural'dır. Bu özel kural, istihbarat faaliyetlerinin doğası gereği (kaynakların, metodolojinin, operasyonel detayların korunması gibi) daha sıkı bir gizlilik rejimi öngörmektedir. Dolayısıyla, MİT'in uhdesindeki istihbari nitelikteki ham bilgi ve belgeler için Ek madde 1'deki mutlak talep yasağı uygulanır. Ancak, MİT mensubunun bizzat bir suç olgusuna (kendi görevi dışında veya sırasında) tanıklık etmesi veya yargılanan bir sanık olması durumunda, tanıklığı veya savunması kapsamında sunulacak ve 'devlet sırrı' olarak nitelenebilecek bilgiler için CMK m.47'deki özel usulün kıyasen uygulanması düşünülebilir. Yani, Ek madde 1 'belge ve bilgi talebini', CMK m.47 ise 'tanıklık' durumunu düzenleyen farklı alanlara hitap etmektedir. Yargı kararlarında bu ayrım hassas bir şekilde yapılmalıdır.