Olası kast ile bilinçli taksirin ayrımında, Yargıtay'ın sıkça kullandığı 'neticenin göze alınması' ve 'neticenin kabullenilmesi' ifadeleri ile failin 'olursa olsun' şeklindeki içsel tutumu arasındaki ilişkiyi, ispat hukuku açısından değerlendiriniz. Bir hakimin, sanığın 'olursa olsun' dediğine dair kanaati nasıl oluşmalıdır?
Cevap: 'Neticenin göze alınması', 'kabullenilmesi' veya 'olursa olsun' denmesi, olası kastın sübjektif unsurunu tanımlayan ifadelerdir. İspat hukuku açısından sorun, bu içsel tutumun nasıl dış dünyaya yansıyan, objektif delillerle kanıtlanacağıdır. Bir hakimin, sanığın 'olursa olsun' dediğine dair kanaati, sanığın iç dünyasına dair bir tahmin veya varsayıma değil, somut olayın özelliklerinden ve sanığın davranışlarından yapılan mantıksal bir çıkarıma dayanmalıdır. Bu kanaatin oluşumunda şu unsurlar rol oynar: 1) Riskin Boyutu: Failin yarattığı tehlikenin son derece yüksek ve neticenin gerçekleşme ihtimalinin bariz olması, failin bu neticeyi göze aldığının bir göstergesidir (Örn: 2.49 promil alkolle hız yapmak). 2) Önlem Alma veya Almama: Failin, öngördüğü neticeyi önlemek için alabileceği makul ve basit önlemleri dahi almaması, neticeye karşı kayıtsız kaldığını ve 'umursamadığını' gösterir ('Yanan otel' örneğindeki temel yangın önlemlerinin yokluğu). 3) Fiilin İcrasındaki Israr: Failin, eyleminin tehlikeliliğine dair bir uyarıya veya ara bir olumsuzluğa rağmen fiili işlemeye devam etmesi, sonucu kabullendiğine işaret eder. 4) Alternatifsiz Davranış: Failin, daha az riskli bir davranış biçimi seçme imkanı varken, bilinçli olarak en riskli olanı tercih etmesi. Hakimin kanaati, bu gibi dışsal ve objektif verilerin bir bütün olarak değerlendirilmesiyle oluşmalıdır; aksi takdirde varılan sonuç, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesini ihlal eden bir zan olmaktan öteye gidemez.