Sanasaryan Vakfı davasında, taşınmazın 1930 yılında mahkeme kararıyla İl Özel İdaresi'nin yönetimine devredilmesine rağmen, tapu tescilinin neden 1952 yılına kadar yapılmadığını ve 1952'deki tescilin neden bu mahkeme kararına dayandırılamayacağını açıklayınız.
1930 tarihli İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı, taşınmazın **mülkiyetine** ilişkin bir karar değildir. Bu karar, o dönemki 605 sayılı Kanun'un 4. maddesine dayanılarak, eğitim amaçlı vakıf binalarının **yönetim ve nezaretinin** mahalli idarelere (İl Özel İdaresi) devredilmesine ilişkindi. Yani karar, mülkiyeti değil, sadece idare (yönetim) hakkını devretmiştir. Mülkiyet, hukuken yine Vakıf üzerinde kalmaya devam etmiştir. 1952'deki tescil bu karara dayandırılamaz çünkü: 1. **Kararın Niteliği:** 1930 tarihli karar, bir tapu iptali ve tescil hükmü içermemektedir. Mülkiyeti İl Özel İdaresi'ne nakleden bir hüküm değildir. 2. **Yolsuz Tescilin Sebebi:** 1952'deki tescil, bu mahkeme kararına değil, Tapu Komisyonu'nun hukuki dayanağı olmayan idari bir kararına istinaden yapılmıştır. Bu durum, tescili baştan itibaren 'yolsuz' kılmaktadır. Anayasa Mahkemesi kararında da vurgulandığı gibi, tapu sicilinde mülkiyet değişikliği ancak ya tarafların yazılı rızasıyla ya da mülkiyetin nakline hükmeden açık bir mahkeme kararıyla yapılabilir. 1930'daki karar bu nitelikte olmadığı için, 1952'deki tescil işleminin hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır.