Sanasaryan Vakfı kararında, 1912 tarihli 'Eşhası Hükmiyenin Emvali Gayrimenkuleye Tasarruflarına Mahsus Kanun-u Muvakkat'ın cemaat vakıfları açısından önemi nedir? 'Nam-ı müstear' uygulamasının bu kanunla ilişkisini açıklayınız.
1912 tarihli Kanun-u Muvakkat, Osmanlı hukukunda cemaat vakıfları gibi tüzel kişilerin mülkiyet hakkı edinebilmeleri açısından bir dönüm noktasıdır. Bu kanundan önce, cemaat vakıflarının doğrudan kendi adlarına taşınmaz mal edinmeleri hukuken mümkün değildi. Bu yasal engel nedeniyle vakıflar, fiilen kendilerine ait olan taşınmazları, güvenilir üçüncü şahısların (genellikle cemaat mensuplarının) adına tapuya tescil ettiriyorlardı. Bu uygulamaya **'nam-ı müstear' (ödünç isim, emanet isim)** denilmekteydi. Taşınmaz hukuken üçüncü bir şahsa ait görünse de, fiili ve gerçek sahibi vakıftı. 1912 tarihli Kanun-u Muvakkat, tüzel kişilere doğrudan taşınmaz mal edinme hakkı tanıyarak bu duruma son vermiştir. Daha da önemlisi, kanunun 3. maddesi, bu şekilde 'nam-ı müstear' adına kayıtlı olan malların, belirli koşullar altında, gerçek sahibi olan cemaat vakıfları adına tescil edilmesine olanak sağlamıştır. Sanasaryan Vakfı'nın taşınmazının da başlangıçta 'nam-ı müstear' adına kayıtlı olup, Cumhuriyet döneminde 1929'da yapılan kadastro tespitiyle Vakıf adına tescil edilmesi, bu tarihsel sürecin bir yansımasıdır.