Makale yazarı, olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayrımda, failin iç dünyasından ziyade hangi somut sorunun cevabının aranması gerektiğini önermektedir? Bu yaklaşımın, ispat hukukuna getirdiği yenilik nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #323255

Makale yazarı, failin soyut ve sübjektif iç dünyasındaki 'isteme' veya 'istememe' beyanlarına odaklanmak yerine, somut ve objektif bir kritere başvurulmasını önermektedir. Aranması gereken soruyu şu şekilde formüle etmektedir: **'Fail, öngördüğü neticenin meydana gelmemesi için ne yaptı?'** Bu yaklaşımın ispat hukukuna getirdiği yenilik, sübjektif ve ispatı zor olan 'niyet' veya 'inanç' gibi unsurlardan, daha objektif ve dış dünyaya yansıyan, ispatı mümkün olan **'eylem' veya 'eylemsizlik'** unsuruna geçilmesidir. Bu yaklaşıma göre: - Eğer fail, neticenin olmaması için makul bir çaba göstermiş, bir önlem almış, ancak bu çabası yetersiz kalmışsa, bu durum neticeyi 'istemediğinin' bir göstergesi olarak kabul edilir ve eylem **bilinçli taksir** olarak nitelendirilir. - Eğer fail, neticenin olmaması için elinde imkan olmasına rağmen hiçbir şey yapmamış, hiçbir çaba göstermemiş, yani kayıtsız kalmışsa, bu durum neticeyi 'umursamadığının' ve 'kabullendiğinin' bir göstergesi sayılır ve eylem **olası kast** olarak nitelendirilir. Bu kriter, yargıcın failin zihnini okumaya çalışması yerine, failin dış dünyaya yansıyan somut davranışlarını değerlendirmesini sağlayarak, kararların daha objektif ve öngörülebilir olmasına hizmet eder.