Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 16.10.2024 tarihli kararında, 2.49 promil alkollü sürücünün eyleminin bilinçli taksir kabul edilmesinde 'sanığın tecrübesine ve şansına güvenmesi' gerekçesi kullanılmıştır. Bu gerekçe, bilinçli taksirin hangi unsuruna karşılık gelmektedir ve bu unsurun ispatı açısından ne gibi zorluklar barındırmaktadır?
Bu gerekçe, bilinçli taksirin (TCK m. 22/3) temel unsurlarından olan **'neticenin gerçekleşmeyeceğine dair bir güven duyma'** unsuruna karşılık gelmektedir. Bilinçli taksirde fail, neticeyi öngörür ancak gerçekleşmesini istemez; çünkü kişisel yeteneklerine, tecrübesine, şansına veya aldığı (yetersiz de olsa) önlemlere dayanarak neticenin meydana gelmeyeceğine inanır veya güvenir. Bu unsurun ispatı, ceza yargılamasındaki en zor konulardan biridir çünkü doğrudan failin iç dünyasıyla, sübjektif bir inancıyla ilgilidir. İspattaki zorluklar şunlardır: 1. **Sübjektiflik:** Güven, failin zihninde olan bir durumdur ve dışarıdan objektif olarak tespiti zordur. 2. **Savunma Stratejisi:** Failler, olası kastın ağır cezasından kurtulmak için her zaman neticenin olmayacağına güvendiklerini iddia edebilirler. Bu beyanın doğruluğunu test etmek güçtür. 3. **Objektif Dayanak Eksikliği:** Failin güvendiğini söylediği şeyin (tecrübe, şans vb.) somut olaydaki riskle orantılı ve makul bir dayanağının olması gerekir. 2.49 promil alkol gibi sürüş yeteneğini tamamen ortadan kaldıran bir durumda, 'tecrübeye güvenme' iddiası objektif olarak dayanaksız kalabilir. Mahkemeler, bu 'güven'in varlığını, failin beyanından çok, eylemin yapıldığı andaki somut koşulları (hız, yol durumu, hava şartları, failin aldığı önlemler) değerlendirerek dolaylı yoldan tespit etmeye çalışır.