Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 2008 tarihli (E.2007/99) kararında, bir cemaat vakfının mazbut vakıf sayılamayacağına ilişkin temel argümanlar nelerdir? Özellikle 5404 sayılı Kanun'un bu konudaki rolü nasıl açıklanmıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #323249

Danıştay İDDK'nın anılan kararında cemaat vakıflarının mazbut vakıf sayılamayacağına ilişkin temel argümanlar şunlardır: 1. **Hukuki Kategorilerin Farklılığı:** 2762 sayılı Kanun'un ilk halinde cemaat vakıfları 'mülhak vakıf' kategorisinde sayılmış, ancak hiçbir zaman 'mazbut vakıf' olarak tanımlanmamıştır. 2. **5404 Sayılı Kanun'la Yapılan Değişiklik:** 1949'da yürürlüğe giren 5404 sayılı Kanun, 2762 sayılı Kanun'un 1. maddesini değiştirerek cemaat vakıflarını mülhak vakıf kategorisinden de çıkarmış ve 'bunlar tarafından seçilen kişi veya kurullarca yönetilir' hükmünü getirerek onlara özgün, ayrı bir hukuki statü tanımıştır. Danıştay'a göre bu değişiklikten sonra, 2762 sayılı Kanun'un hangi vakıfların mazbut sayılacağını belirleyen hükümlerinin, artık ayrı bir hukuki kategori olan cemaat vakıfları için uygulanma olanağı kalmamıştır. 3. **Mazbutlaştırma Sebeplerinin Uygulanamazlığı:** Kararda ayrıca, bir vakfın 'fiilen hayri bir hizmetinin kalmadığı' gerekçesiyle mazbutlaştırılabilmesi için mal varlığı ve gelir durumunun amacına hizmet edemeyecek derecede azalmış olması gerektiği, oysaki davaya konu vakfın (Büyükada Rum Yetimhanesi) çok sayıda taşınmazı olduğu ve burs verdiği, dolayısıyla bu gerekçenin de somut olayda dayanaksız olduğu belirtilmiştir. Kısacası Danıştay, cemaat vakıflarının hem hukuki statüleri hem de fiili durumları itibarıyla mazbut vakıf kategorisine alınamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur.