Sanasaryan Vakfı davasında mülkiyet hakkı ihlalinin kaynağı olarak hem 'idari işlem' (1952 tarihli yolsuz tescil) hem de 'mahkeme kararı' (davanın reddi) bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi, ihlalin giderimi için neden doğrudan idari işlemin iptalini değil de 'yeniden yargılama' yolunu tercih etmiştir?
Anayasa Mahkemesi'nin bu tercihi, bireysel başvurunun niteliği ve 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesindeki giderim yollarıyla ilgilidir. AYM, bir ilk derece mahkemesi gibi hareket edip idari işlemleri veya mahkeme kararlarını doğrudan iptal etmez (yerindelik denetimi yasağı). Görevi, temel hak ihlalini tespit etmek ve bu ihlalin kaynağını belirleyerek giderim yolunu göstermektir. Sanasaryan Vakfı davasında, evet, mülkiyet hakkına ilk müdahale 1952'deki yolsuz tescil işlemiyle yapılmıştır. Ancak bu müdahalenin günümüze kadar devam etmesine ve giderilememesine neden olan asıl hukuki engel, Yargıtay'ın en son verdiği ve başvurucunun mahkemeye erişimini kapatan 'davanın reddi' kararıdır. Yani ihlal, bir 'mahkeme kararından kaynaklanmıştır'. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesi, ihlalin bir mahkeme kararından kaynaklanması halinde temel giderim yolunun 'ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesi' olduğunu açıkça belirtir. Bu nedenle AYM, ihlalin kaynağı olan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve hak ihlalini giderecek yeni bir karar verilmesi için 'yeniden yargılama' yolunu tercih etmiştir.