Yüksek miktarda alkollü araç kullanırken ölüme sebebiyet verme eyleminde, failin 'olası kast' ile mi yoksa 'bilinçli taksir' ile mi sorumlu tutulacağı tartışmasında, failin eylemi sırasında kendisinin veya ailesinin de araçta bulunuyor olması, manevi unsurun tespitinde ne yönde bir emare olarak değerlendirilebilir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #322733

Cevap: Failin, yüksek riskli eylemi (aşırı alkollü ve hızlı araç kullanma) sırasında kendisinin veya ailesinin de araçta bulunması, manevi unsurun tespiti açısından genellikle 'bilinçli taksir' lehine yorumlanan önemli bir emaredir. Bu durumun hukuki mantığı şudur: Olası kast, failin öngördüğü neticeye 'kayıtsız kalmasını', sonucu 'göze almasını' ve 'olursa olsun' demesini gerektirir. Bir kişinin, kendi hayatını veya en yakınlarının (ailesinin) hayatını kaybetme riskini barındıran bir neticeye bu denli kayıtsız kalması ve bu sonucu 'olursa olsun' diyerek kabullenmesi, hayatın olağan akışına ve insanın doğasına genellikle aykırıdır. Failin kendisinin veya sevdiklerinin de ölüm riski altında olması, onun aslında bu neticenin 'gerçekleşmeyeceğine' dair (haksız ve makul olmasa da) bir güven veya umut beslediğini, neticeyi kabullenmediğini, sadece aşırı bir özgüven veya dikkatsizlikle riski hafife aldığını gösterir. Bu durum, failin 'istememe' iradesinin, 'kabullenme' veya 'kayıtsız kalma' iradesinden daha ağır bastığına dair güçlü bir karine oluşturur. Dolayısıyla, mahkemeler bu tür durumlarda, failin kendi hayatını veya ailesinin hayatını tehlikeye atmasının, olası kast için aranan 'kayıtsızlık' ve 'kabullenme' unsurlarıyla bağdaşmadığını kabul ederek, eylemi genellikle 'bilinçli taksir' olarak nitelendirme eğilimindedir.