Anayasa Mahkemesi'nin Sanasaryan Vakfı kararında, Yargıtay'ın cemaat vakıflarının statüsüne ilişkin yorumu 'öngörülemez' olarak nitelendirilmiştir. Bir yargısal yorumun 'öngörülemez' olmasının, Anayasa'nın 13. maddesindeki 'kanunilik' ilkesiyle bağlantısı nedir? Bu durum mülkiyet hakkına müdahaleyi nasıl sakatlar?
Cevap: Bir yargısal yorumun 'öngörülemez' olması, kanunun lafzından, ruhundan ve yerleşik içtihatlardan çıkarılması mümkün olmayan, bireylerin makul olarak bekleyemeyeceği sonuçlar doğuran bir yorum olması demektir. Bu durum, Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenen ve temel hak ve özgürlüklerin ancak 'kanunla' sınırlanabileceğini öngören 'kanunilik' ilkesiyle doğrudan bağlantılıdır. 'Kanunilik' ilkesi sadece şekli anlamda bir kanunun varlığını değil, aynı zamanda o kanunun 'kalitesini', yani yeterince 'erişilebilir', 'belirli' ve 'öngörülebilir' olmasını da gerektirir. Eğer bir mahkeme, yerleşik içtihatların ve kanunun açık lafzının aksi yönünde, hak ve özgürlükleri daraltan ve bireylerin önceden tahmin edemeyeceği bir yorum yaparsa, bu durum 'kanunla' değil, 'yargı kararıyla' yeni bir kısıtlama getirilmesi anlamına gelir. Sanasaryan Vakfı kararında AYM, Yargıtay'ın cemaat vakfını mazbut vakıf sayan yorumunun, ilgili mevzuat ve Danıştay'ın istikrar kazanmış içtihatları karşısında tamamen 'öngörülemez' olduğuna hükmetmiştir. Bu öngörülemez yorum, vakfın dava açma ehliyetini ortadan kaldırarak mülkiyet hakkına (taşınmazını geri isteme hakkına) müdahale etmiştir. Müdahalenin dayanağı olan yargısal yorum 'öngörülemez' olduğu için, müdahalenin kendisi 'kanunilik' şartını sağlamamış ve bu nedenle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkını ihlal etmiştir. Yani, kanuni dayanaktan yoksun bir müdahale, diğer ölçütler (meşru amaç, ölçülülük) incelenmeksizin Anayasa'ya aykırı bulunur.