Bir fiilin 'bilinçli taksir' sayılabilmesi için TCK m.22/3'te aranan 'öngörülen neticeyi istememe' unsuru, Yargıtay içtihatları ve doktrin tarafından nasıl somutlaştırılmaktadır? Failin 'neticenin gerçekleşmeyeceğine dair güveni'nin sübjektif bir umut olmaktan çıkıp hukuken geçerli bir savunma haline gelmesi için ne gerekir?
Cevap: 'Öngörülen neticeyi istememe' unsuru, bilinçli taksirin en kritik ve olası kasttan ayırt edici unsurudur. Bu unsurun somutlaştırılmasında içtihatlar ve doktrin, failin sadece 'keşke olmasaydı' şeklindeki sübjektif temennisini yeterli görmez. Bunun yerine, failin 'neticenin gerçekleşmeyeceğine dair bir güvene' sahip olması aranır. Bu güvenin hukuken geçerli bir savunma haline gelebilmesi için, soyut bir umut veya temenniden ibaret olmaması, somut olayın koşullarına dayanan makul bir temelinin olması gerekir. Makalede de vurgulandığı gibi, bu güvenin dayanağı şunlar olabilir: 1) Failin Kişisel Yetenek ve Tecrübesi: Failin, tehlikeli durumu kendi ustalığı ve tecrübesiyle aşabileceğine dair makul bir inancı. (Ancak Yargıtay'ın alkollü sürücü kararında görüldüğü gibi, bu tek başına yeterli değildir.) 2) Alınan Önlemler: Failin, neticenin gerçekleşmesini önlemek için belirli tedbirler almış olması. Bu tedbirler yetersiz kalsa bile, failin neticeyi önleme yönünde bir irade gösterdiğini kanıtlar. ('Yanan otel' örneğinde yangın söndürme tüpü bulundurmak gibi.) 3) Dışsal Koşullara Güven: Failin, neticenin gerçekleşmeyeceğine dair beklentisini dışsal bir koşula dayandırması. ('Bomba' örneğinde, kuryenin bombanın patlama süresinden önce geri döneceğine inanması gibi.) Sonuç olarak, failin 'güveni', somut olayın özelliklerine göre dışarıdan bakıldığında makul, anlaşılabilir ve bir dayanağı olan bir güven olmalıdır. Aksi halde, yani ortada neticenin gerçekleşmeyeceğine inanmayı gerektirecek hiçbir somut veri yokken failin riski göze alması, 'istememe' değil, 'umursamama' (kayıtsız kalma) olarak yorumlanır ve bu durum olası kastın alanına girer.